Brokafasi Vazgeçmenin Eşiğinde

Vazgeçmenin Eşiğinde

 

Bardağın dolu kısmına bakmaya çalışıyordu ama boş kısmına baktığından bihaberdi. Eline avucuna bir şey geçmiyordu bu şekilde. Gözlerini kıstı ve oturdu. Nedendi bütün bunlar? Nedendi bu ihanetler, ardından gelen sayısız yalanlar, dolanlar… Bej rengi karavanın arka tarafından bir ses duydu. Ürperdi çünkü tek olduğunu sanıyordu. Dikkatle dinledi, ayak sesleri vardı. Tek kalmak için çıkmıştı bu amelsiz yolculuğa. Neyden korkuyordu ki? Kimden korkuyordu? Geride bıraktığı biri yoktu. Neye bağlanmak istiyordu? Kendisiydi, benliğiydi beraber olduğu. Bir süre sonra sesi unuttu, kendi içine yöneldi.

‘’İhtiyacım yok kimseye !’’ ,diye bağırdı.

Deli gibi hissetmişti bir an. Delirmiş olabilirdi çünkü onca akıllının içinde tek kalmıştı. Yalan söylememişti, ihanet etmemişti, kimseye kötülük için yaklaşmamıştı. Bu yüzden terk etmişti her şeyi. Belki de ona bu yüzden ‘deli’ denmişti. Arkasından dümenler çevirenleri bilirdi. Ama kimse yoktu şimdi, o suretler o samimiyetsiz çehreler yok olup gitmişti. Böylesi yalnızlıkta ruhunu dinlemek iyiydi. Sadece kendisinin bu dünyada olduğunu hissederdi insan ne tür zamanlarda. Gözlerini yumdu. Hayal ettiği bir şey vardı ya da hayal etmeyi ertelediği onca şeyi getirdi gözlerinin önüne, düşünmeye çalıştı saf duyguları. Onlar gibi olmamak için çırpınmıştı ama onun da hataları olmuştu. Kötülük ve çirkinlik bir kara delik gibi beyazları da içine çekiyordu. Birden, güzel uykudan sarsılarak uyanıvermiş biri gibi açtı gözlerini. Karşısında duran adama takılı kaldı gözbebekleri. İri yapılı ama ihtiyardı bu adam. Başındaki şapkası kovboylarınkini andırıyordu. Görmüş geçirmiş olduğu her halinden belliydi.

-Selam, buralarda dolaşıyordum, senin karavanı görünce bir bakayım dedim.

-Merhaba, dedi adam ama konuşmaya hiç niyeti yoktu. İnsanlardan artık iğreniyordu.

-Evlat, bir yudum soğuk suyun varsa verir misin? , dili damağı kurumuştu belliydi.

Genç adam, isteksizce yerinden kalktı ve bir bardak su getirdi.

İhtiyar, ağacın kalın kovuğuna oturdu ve yudum yudum içti suyunu.

-Sağ ol, dedi sonra kalktı ama gitmemişti henüz. Geri döndü ve:

-Neden böyle yalnızsın evlat, dedi.

Adam, in midir cin midir belli olmayan, bu ihtiyarla ne konuşacağını şaşırmış tuhaf tuhaf bakıyordu onun yüzüne.

 

‘Neden yalnızsın? ‘ Bu ses sanki ormanda yankılanıyor, ağaçlara çarpa çarpa toprağa dökülüyor  derinlere işliyordu. Neden yalnızdı? Neden yalnızlıktı içi dışı.

-Öyle istedim ve ben vazgeçtim, dedi ihtiyarın gri tonlu gözlerine bakmadan.

Yaşlı adam onu bırakmaya niyeti yokmuşçasına;

-Kafesteki kuşlar uçmayı hastalık sanarlar, dedi.

Haklıydı ihtiyar, belki kendi kendini hapsetmiş, olduğu yerde sayıp durmuştu. Her şey kirletmişti bünyesini, kalbini, ruhunu her ne kadar temiz kalmaya çalışsa da elinden kayıp gitmişti onca değerli şey. Mesela; bütün insanların aynı olduğu kanaatiyle dost edinmemiş, gereken değeri vermemişti dostluğa. Korkmuştu her şeyden, hayatın kuytu bir köşesine hapsetmişti kendini bu genç adam. Uçmayı bilinçlice unutturmuştu kanatlarına. İhtiyarla konuşmak istedi fakat bu şekilde yalnızlığa ihanet edecekti.

-Kafese kendini bağlayan yine benliğidir kişinin, dedi genç adam.

İhtiyar, derisi buruşmuş ellerini ovdu, dizlerine koydu. Gözleri bir kuş arıyormuş gibi gezdi gökyüzünde.

-Onu kafese bağlayan benlik değildir evlat. Yabancıdır. Bir yabancı sadece… Kimse özgürlükten isteyerek vazgeçmez, geçemez! Özgürlük insanın doğasıdır. Hasta olduğu sanılan da uçan kuşlardır fakat o kafeste duran onları hastalıklı sanar kıskandığı için.

Adam, bakışlarını uzun ağaçlardan bir diğerine çevirdi.  Gözlerindeki parçalı bulutları yığdı onların üstüne.

-Yoruldum, dedi ihtiyarın ayakuçlarına sabitlemişti gözlerini genç adam.

Yorulmaktı hayat. Yorgunluktu ona göre; yaşamak, nefes almak.

-Evlat daha genç sayılırsın. Seni bu kadar üzen nedir? Nedendir bu hüznün?

İçinden geçenleri boşaltmak, hapsettiklerini kusmak ister gibiydi. Acıyla kıvranır gibi ihtiyara bakıyordu.

-Yaşamak, dedi sessizce.

Bir süre cümleler sus pus oldu aralarında. Kozalakların kokusu geldi burnuna. İhtiyar da yalnızdı belki ondan kalıyordu bu genç adamın yanında.

-Bilirsin bir laf vardır ; ‘Yalnızlık Allah’a mahsus ‘. Yalnız olmak kimin neyine? Yaşamak ise sadece hayatın kötü taraflarını görmek değildir ki, evlat. Aslında o fark etmektir, farkında olmaktır.

-Biliyorum fakat nedense hep kötü yanları beni bulur. Kadere mi atmalıyım suçu? Kendimde mi aramalıyım?  Yoruldum yaşamaktan, ihanetlerden, yalanlardan, maskelerden, kalabalığın içinde tek siyah nokta benmişim gibi sanki.

-Vazgeçmek; güçsüzlüktür, zayıflıktır bu hayatta. Kendini bilerek hapsetmektir dört duvara.  Tutunmayı dene, yalnızlık sana derman olmaz evlat.

- Sen peki, tutundun mu ihtiyar?

İhtiyar sessizliğe büründü. O iri yarı gövdesi eridi gitti sanki. Sonra gözyaşları izledi yanaklarının nehrini.

-Ben tükendim, tükettim ama hiç vazgeçmedim. Bir yerlerde yaşamın sesini soluğunu duyuyorum ya, meleklerin kanat seslerini duyuyorum ya o yetiyor bana.

Sonra gözleri buluştu ikisinin de.

-Bütün ailemi kaybettim ben, işimi, çocuklarımı, karımı, annemi, babamı. Şu dünyada sahip olduğum her şeyi…

Nerden bilebilirdi ki ihtiyarın bu denli efkârlı olabileceği. Onun burada yaptığı yeniden doğuştu, özüne dönüştü. Duaya el açması, acizliğinin farkına varmakdı.

-Ama buna rağmen vazgeçmedin yaşamaktan, dedi genç adam, ihtiyara bakarak.

-Vazgeçmedim, daha da sıkı tutundum. Şimdi burada bir dağ evim var ama insanlardan tamamen uzak değilim. Ara sıra gelirim ve doğa ile tutunurum yaşama. Burası huzur kaynağıdır, bir çeşit yakarıştır.

Genç adam yalnızlığın üşüten esintisini hissetti ardından;

-Umudun kaynağı nedir peki?

-Umut, o kafesten çıkabilmektir ve kanatlarını özgürce açabilmektir gökyüzüne, yalnız da olsa bir şeylere sığınabilmektir. Umut etmek…

Adam bu tuhaf ihtiyarı dinleyerek huzur bulduğunu fark etti. Belki de tüm zorluklara göğüs germeliydi, inadına yaşamalıydı.

Çirkinlikler olmasa güzel şeylerin tadına varılır mıydı?

Karanlıklar olmasa aydınlığın anlamı kalır mıydı?

Umut etti, gözlerini derin gökyüzüne kaldırdı. Umut etti yaşamı yeniden ve yeniden doğmak için umut etti genç adam.



Taglar

Brokafasi “Bekle ve gör !“  yapamazsın diyenlere söylemek istediğim cümle

“Bekle ve gör !“ yapamazsın diyenlere söylemek istediğim cümle

Bekle ve gör. Evet üstüne basa basa söylemeyi çok istiyorum...... 1 yıl önce

Devamını Oku...
Brokafasi Alışmak

Alışmak

Yaratıcılığın en büyük düşmanı. Neye alıştığınızın hiçbir önemi yok. Bazı...... 1 yıl önce

Devamını Oku...
Brokafasi Kırlangıcın Çığlığıı - Ahmet Ümit

Kırlangıcın Çığlığıı - Ahmet Ümit

Kırlangıçlar hızlı göç eden kuşlardır. Göç esnasında bazı kuşlar ölür...... 1 yıl önce

Devamını Oku...
Powered by NourKas
BroKafası © 2017 - 2020 Tüm hakları saklıdır.